this is it
Cumartesi, Kasım 07, 2009
aynı evet aynısı.. michael jackson! hiç bir kurgu yok hiç bir eklenti yok yada yerini alan herhangi bir oyuncu yok. hayatının içinden anlamlı bir bütün hazırlanmış. tıpkı truman show filmi gibi. sanki ondan habersiz bir yerlerde kameralar var ve o hayatının en anlamlı sahnelerini yaşıyor. bir veda havası var. belki de o son vedası olacak konserlerinin acısını telafi edercesine hayranlarına ulaşıyor. ve anlıyorsunuz sahnenin önündeki o insancıl, yardımsever, temiz yürekli insanın sahne arkasında da hiç bir mutasyona uğramadan aynı kaldığını. eminim birçok kişi sadece michael görmek bile yeterli diye özlem gidermek için gelmiştir izlemeye. hazırda var olan önceden kurgulanmamış görüntü yığınından bütün sinema yapıtlarına taş çıkartan harika bir eser çıkması ekstra güzellik katmış. yerine başkasını koysan doldurmaz donuk kalırdı görüntü kareleri..
canlı canlı, aynısı, neyse o..
mutlaka izlenmeli ve özlemler bir kez daha dinmeli..
müziğe doyuyorsunuz, görsel show'u mutfağından izliyorsunuz en önemlisi eskimeyen müzik kralıyla dalıp gidiyorsunuz kendi hayatınızın en derin izlerine..
Ah O Eski Bayramlar!
Pazartesi, Eylül 21, 2009İçimizi titreten hafif esintili ılık yağmurlardayız, buruk bir bayram belki de özlemlerimizi perçinleyen. minik serçe kadar ürkek yüreğimizin ucuna sırça bir köşk kondursak bayram yerine döner mi ruhlarımız. İlahi bir fırçayla perçinlesek dilimize pelesenk olmuş hayalleri, hırçın darbelerle vursak tuvallere anlatır mıyız derinlerde kalmış eski bayramları? Duvarda asılı eski bir tabloda nasılda gülümsüyor mazinin kadrajına sığdırılmış anılar..
Biraz sepia tonlar, biraz solgun renkler, yavaş yavaş ağaran saçlar, azalan hayatlar ya da sonbaharda yaprak döken ağaçlar.. Ah nerde o eski bayramlar! Dünya dönerken gözden kaçan ayrıntılar mı oldu? Ya bizden habersiz ayrılanlar hangi kabirde saklandılar? Özlüyorum şimdi ben o eski bayramlarda birlikte olmanın hazzını aldığımız anları ve sırtını dönüp gitmiş tüm anıları..
Pencerem yine açık kalmış, cereyanlarla çarpıyor yüreğimden maziye açılmış kapılar.. Bulutlar oynaşıyor, sicim sicim dökülürken yağmurlar, yıldızlar uzaklaşıyor yeryüzünün damlarından. Kimsesiz adamların ayak sesleri karışıyor gecenin en ayazına, bir garibin niyazına yetişiyor mu yine masum ve temiz elden düşen yardımlar.. Hani nerede o eski bayramlarda komşusu açken gözüne uyku girmeyen gam yüklü uykusuzlar.
Şimdi ne kadar yabancılar, tahammülsüz kalmış sevdalılar! Ufak bir kıvılcımla parlayan öfkeleri hangi tazyikli yağmur damlası dindirir.. Yazık ki hayat yük yük bindirir bayramdan gafil kalmış hamallara dertleri. Büyüklük sevdiklerinle hemhal olmakta, gerisi zaten anılarla silinip kaybolmakta.. Mutluluk; bayram namazında omuz omuza, sımsıkı sıralı yüreklerden gök kubbeye yükselen dualarda mı, yoksa minicik ellerle kapılarda avuçlanan şekerlerin tadında mı, selamlaşıp sarılıp koklaşan bedenlerin sıcaklığında mı bilmem ama galiba ben yine özledim eski bayramları.. Neyse ki hayırlarla yad edilmekte anılar, yine temayüller en güzel olanlara, ah o eski bayramlar yok mu nasıl da özlenmekte..
POP MÜZİK KRALINI KAYBETTİ
Pazartesi, Haziran 29, 2009
50 yaşlarında bir delikanlı, hiç mi hiç büyümemiş çocuksu ruhuyla danslarını, müziğini, şovlarını bütünleştirmiş gerçek bir müzik kralı. her yaptığı albüm rekorlar kırmış, her müzik tınısı binlerce müzisyene ışık olmuş yada taklit edilmiş müzik vagolarının yegane lokomotifi. kısacık hayatına büyük fırtınalar yerleştirdi. aşağılarda görünmezsin yada kalabalıkta kayboluk gidersin zirveye çıktıkça ayağına çakıllar takılır, göze batarsın ve zirvenin bedelini ödemeye başlarsın.
hastalığını bile magazinde dile dolanıp çarpıtıldı kendini beyazlattı söylentileriyle hayatına darbe vurulmaya çalışıldı. halbuki o milyonda bir olan vitiligo hastalığına yakalanmış ve cilt rengini kaybetmeye başlamıştı. doktor tavsiyesi ile vucüdunda az miktarda kalan diger ten rengide beyaza uyumlu hale getirilmişti. hayatında iki kez estetik ameliyatı olmasına rağmen yüzlerce ameliyat olduğu burnunun ve yüzünün şeklinin bundan dolayı tahrip olduğu ileri sürüldü. halbuki o cilt kanseriydi ve yavaş yavaş bunun etkileri burnunda çökmeye ve göz çevresinin çekilmesine sebep olmuştu. çocukları çok severdi 24 milyon dolar yatırım yaptığı dev bir çiftlik aldı. imkanı olmayan çocuklara hayır platformu oluşturdu. bu iyiliği çocuk tacizcisi olarak lekelenmek istendi. onlarca kez beraat etmesine rağmen peşi bırakılmadı. en sonunda amerika'yı terketmek zorunda kaldı ve bahreyn'de inzivaya çekildi. onun hayırları çocuklarla kalmadı afrika'ya ve dünyanın çeşitle yerlerine bilinen 400 milyon dolarlık yardımlar yaptı. hiçbir zaman aç gözlü olmadı. borçlu olması da belki bundan dolayıdır. halbuki yaptığı albümlerin teliflerini düşünseniz bile altın yumurtlayan dev bir mirastı yaptığı. mirastan öte kırılması imkansız rekorlar zinciriydi başarıları.

ve göçtü gitti büyük insan. kardeşi jemaine jackson 89 yılında bahreyne yerleşmiş ve müslümanlığı seçmişti. bahreyn kralı ile samimi olan michael jackson da yerleşim yeri olarak burayı tercih etti. son dönemlerinde müslüman bir ülkeyi tercih etmesi ve abisinin etkilenip müslüman olduğu ülkeye yerleşmesi, kendi sesinden islamla ilgili müziklerin yer alması onun müslüman olduğu kanaatini güçlendiriyor. bu bakımdan da islam dünyasında ayrı bir yeri olmuştur her zaman. kandil günü ölümü her ne kadar tevafuk olsa da insanların bu yöndeki duygularını belki de içindeki onun için iyi dilek isteklerini perçinliyor. Daha onceleri de Michael Jackson’ın Los Angeles’ta bir imamın huzuruna çıkıp bir dini törenle Müslümanlığa geçtiği basına taşınmış. her ne olursa olsun dünya üzerinde bu denli sevilen başka bir sanatçı olmadı bundan sonrada olması mümkün değil gibi gözüküyor.
en önemlisi dünyanın en renkli yıllarından olan 80 kuşağı yada dünyada seksen patlaması diye adlandıracağımız sanatta, müzikte, sosyal hayattaki patlamaların en renkli simasıydı. adı bu zaman dilimiyle özdeşleşip zamanlar üstü bir klasik halini aldı. şimdilerde 80 kuşağının yüreğinin buruk olması; biraz da zamanına ait bir ikonun yada bir temelin hayatın içinde çıkıp gitmesiyle ilintiliydi. daha minicik yaşlarda dınt dınt dı dı dınt dınt dı dı ritimleriyle break dans, moonwalk ve birçok ilklerini taklit etmeye çalışan çocuklar biz değilmiydik. zamansız bir ayrılığa düştük, belki de bu bizim yaşamımıza dönük bir öze dönüş ve iç dünyamızın farkındalığına açılan bir yolculuktan ibaretti.
her ne olursa olsun dünya kamuoyunda çok sevildi ve anılmaya devam edilecek.
nur içinde yat..
ruhumu pencereden uçurdum
Salı, Mayıs 12, 2009bugün pencereden ruhumu uçurmaya daha yakındım. bugün eski kağıtlardan buruşturulmuş hatıralarla yakındım ve ağladım zamanın aman vermediği kayıplarıma. ayıpladım bugün kendimi, kendime zulmedip umursamazlığın, umarsızlığın pençesine astığım için benliğimi. ben ki içimde volkanların kükrediği, alevlerin perçinlendiği bir enerjiyle coşardım! şimdi miskinliğe mi aşerdi bu şaşkın gönlüm. en baştan haddimi aştım ya da ben hepten ürkekliğin koynunda uyumuş bir tırtıl gibi uçmayı beceremedim. insanlık şeceresinden kaç dal budandı kimbilir! kimbilir kimleri aldı yalnızlığa açılan sandallar. hayatın hantallığı ruhuma hamallıktan usandırdı. topraktan miras cesetim tir tir titremekte renklerle boyalı görünmezliğin ardında!.. alınmış her nefesin hesabını ödemeden kaçmak istiyorum yaşamla donatılmış masalardan. bıktım usandım bana anlatılan masallardan. istemedim ben istemedim hiç matemleri ya da yetim kalmış istikballeri. kim kabul etti benim yerime kim verdi elime buzdan manzaralı cennetleri.
affetmek isterdim ama kimi ve niye! suçu işleyen gafil kalmış maktulden. neleri fethetmek isterdi bu yürek. ama şimdi bir pencerinin dibinde sadece; uçmaya daha yakın pinekliyor uyuşmuş bir beden. bir panik karnavalıyla güruhlar yürüyor hiçliğe. çar çabuk alıştım ben kerpiç duvarlar üzerinde geçmişe gelinlikler giydirmeye. bu nasıl bir girdap bu nasıl garabet yüklü bir bulut ki gaiplere sevketti tüm bulduklarımı.
güvenmek mi! kime? hangi hekime verdiysem kalbimi, kırıklara biçare mahkum kaldı! çarmıhlara savruldu avuçlarımla tuttuğum kimbilir kaç yaprak arasında kuruttuğum hayallerim. esiyor mu bırakıp gittiğimde bastığım sokakların diplerinde kara yeller. gizli saklı defterlerde itiraflar dirilir mi kaybolup gittiğimde bu hırçın hayattan. istemem sırça köşkler, fanuslar ardında hapis kalmış aşk dolu bekleyişler istemem! istemem umut tacirlerinin elinde oyuncak olmuş kopuk kopuk hayattan saçma sapan kesitler.
güneş ufaklara kol açar, ufuklar karanlığa.. bu fakir düşünceler yarınlara kıt kanaatlar yükler. kanatır bir bir cinnet geçitleri salınıp giden ruhumun nehirlerini. şimdi penceremde düşlerim daha dingin ve ruhum daha engin sadrımda. kudretimden eser kalmadı hayatımın ilk hasatında. binbir gece masallarına sığmayan binbir yalanların esaretinde hasarlar aldı en temel fikirlerim.
açtım ruhumu yakın bulduğum için pencereme. belki zor belki de aksine kolay! alayını umursamam sonrasında. yalnızlıkla sevişir özlemim, yalnızlık savurur ruhumu zamansızlığın üstüne. yazık! çok aldanmışım, çok inanmışım, çok yanılmışım yalan çemberinin bitmez tükenmez girdabında. en hızlı adımlarımı atıyorum bugün, en girift sinirlerim sızıyor dokularıma, hücrelerime. en dokunaklı sözler hücum ediyor nabzıma ve nazım geçmiyor zamana. ben bugün ruhumu uçurmak istiyorum, ben bugün huzur istiyorum. ben bugün bal gibi yokluğa süzülmek istiyorum.
gayri kayıtsızlık
Perşembe, Mayıs 07, 2009Vermem harap bir ömür sözü!
Virane kalbimdesin kömür gözlüm.
Şansım susmuş tüm mutluluklara,
Buz tutmuş umutlarım.
Verdiğim ahitlerin hattında,
Bir tek melekler şahit.
Bir bir yıkıldı hudutlarım,
Aşk haydutları çaldı hüsnümü..
Hayasızlığa süzüldüm,
Hüzünler yağdı üstüme!
Ben hayata küstüm,
Sensiz açan kasımpatılarına,
Gayrisinde tüm kayıtsızlığa..
Beni kanattılar aldırmadan,
Al çaldılar sevdama.
Sen! Yitirdin..
Vadesi dolmuşların katibi,
Kanatlarını kaldırırken güneşe,
Alçaldın kalp eşiğine..
Bulandım eskiye, maziye,
Bunaldım sendeki faraziye.
Senle kaçak katı hayata,
Gayrisinde tüm kayıtsızlığa..
Bilmem kaçıncı perde bu!
Yalnızlık mı var serde.
Sevda sahillerinden salındım,
Yaralarım da dahil bu saldayım.
Bir hayat diliyorum canlılar heyetinde,
Acı anılarla pareli kalp cihetine..
Dereler dolusu duygular aksın,
Artık durulsun dumanlı dünler!
Satırlarda dürülsün kayıtlar.
Kırılsın kalemler yalnızlığa,
Gayrisinde tüm kayıtsızlığa..
Seninle benim dansım,
Bir rüyanın yansıması.
Apansız bitecek şansım!
Ve aşkının manası..
Kanasa da dilimden düşmeyecek!
Acılar saplanacak anılara,
Bir sana bir de bana,
Gayrisinde tüm kayıtsızlığa..
ruhum üşüyor
Salı, Mart 03, 2009Her pişmanlığı kıyam, her inişi yeniden diriliş belledik. İlk rampada belimiz büküldü dilimiz lal oldu kirlendik.Ne bir istikrar vardı yalpalamış ruhumuzda ne de ihlaslıydı yolumuz, yaşanan her yaldızlı gün palazlanmış bir ömrün iflasıydı. Beldeler zulüm dolu beldeler kan kokulu, her bedeni sarmış korkuluklardan kırık kalpler dökülmekte! İhya olmadık rüya bitmeden, vahye uymadık hayat gitmeden.
Belki bir ağacın gölgesinde anımsarız arş-ı alayı, bir nizamda görürüz en seçici teraziyi. Vicdanlar çıldırmış olmalı, günahlar kurutmuş olmalı kalplerde gizlenen cevheri. Yok yok bu insan olamaz yokluğun pençesinde hiçmişçesine koşuşturan. Ahsen-i Takvim ile taltif olmuş şerefyap iken kainatın gölgesinde ruhunu kokuşturan sen misin! Taif’ten atılan taşlar acıtmıyor mu yürekleri artık, rahmete uzanan ellerden damlayan kanlar gibi kızarmıyor mu yüzlerimiz!
Kocaman yalanlardan mürekkep bireymişin meğer, dilinde harladığın her palavra demeti hasmın bellediğin canların yüreklerine değmekte. Sen hala rüyaları gerçek bilmektesin. Depreşen duyguların külleri savurlur ve kör ebe gibi toplaşır pazılın duvarlarında. Sancılı tablolar asılır zihinlere. Kuru haplar fayda vermez. Bedenin uyuşur ruhun yine üşür içinde. Rotasız gemiler gibi sirenler çalıyoruz gün batımlarına bir ışık bulma umuduyla yine yıkılıyor bedenlerimiz gaflet girdabındaki uykulara. Yanı başımızda uçurumlar çekiyor bizi yanı başımızda çaresizlik kök salmış ağlatıyor elemle. Bir teselli bir tılsım arıyor yere eğilmiş başlar, çorak bir toprağın altına inmeden daha hayata soyunmuş ruhlar üşüyor.
unutulmuşlar
Cumartesi, Ocak 17, 2009Bir benden sorulur sanki olanların anlamı! Yüzlerce neden sayabilirim öfkem için, töhmetler içinde bilsen de beni, ben yine severim seni. Hani göz ucuyla tebessüm etmiştim hayatının kadrajına, sana rengarenk piksellerden bir sunum yapmıştım göz yaşların akmasın diye üstüme düşmüş topraklara. Ama yine de düşmüştün yollara yaprak yaprak. Bırakmadın beni uzletimin zirvesinde. Yalnızım eskisinden daha yalnız bir sevgi seliyle sulanmıştı gönlümün çorak yolları. Şimdilerde çok uzağım benim diye bellediğim kollarından. Lüle lüle dökülüyor saçlarım, başımda efkar dumanları yükselirken. Şimdi arıyorum “hani bir gün” diye başlayan satırları, bin katır yükü anılarımızda sığıntıyım artık..
Ah yine karanlığın koynunda uyudum. Yine mi öfke bulutları nazarlarımı örseledi. Yazarım ben senin için, binlerce azarların ve bana çekilmiş yazıkların yada sıra sıra kötü nazarların arasından boynu bükük sızarım. Sızlanmayın bana, sızlanmayın acılarla demetlenmiş sözlerime.
Mazide kalmış sersem bir şarkının en titrek sözleri beynimde yankılanır. Bir aşk türküsünün özlemi sendeki gizemi getiriyor ve filizleniyor cılız hislerim. Kalbimde köpürmüş dalgalar çarpıyor sevdayla bastığın kumsallara ve bir çiçek gülümsüyor bahara yeniden. Bir daha peri masallarına inanmak mı dersin! Açmaz beni kaçak sevdayla yoğrulmuş veryansın. Yansın, yıkılsın sensiz dönen dünyanın ekseni, maskeler ardına gizlenmiş kötü bakışlardan atılmış fiskeler acıtmıyor ne seni ne de bendekini! Senin olmadığın meskenlerde saklıyım artık. Yasaklı bir firari gibi kuytularda arar gözlerim simana bürünmüş hayalleri. Saman alevi mi sandın yüreğimde barınmış yangınları. Yorgunum artık, sızlıyor yine, açtığın yaralar. Kış yorganı gibi örtüyor; ıssız duygularımı unutulmuş sözlerinle. Kafandaki kefene sarılmış çaresizliklerle gömülmüş tüm hislerim; sarsılıyor sadrımdaki organımda.
aşk esareti
Pazartesi, Kasım 03, 2008Oysa okyanusça olmak hakkımız!
Okşasa sevda yelleri, saçlarını,
Koşsan kol açıp yamaçlardan,
Ne bir ağaç bedeni, serinletir seni,
Ne de yelkenlere esen bir deli yel,
Bedeli ödenmez esaretin!
Kolay mı ah! Sorarım sana?
Sararırken aşkın baharları..
Kollarım bağlanır çaresizlik var sende!
Bir ayyaş olur, sendeler yaşamlar.
Gözyaşları serilir aşk dolu bedenlere..
Sonbahar marazı, akşamları kadar bela,
Beher mazi, gamlı yüreğime çalar galebe.
Aşka sağır nefesimle, vuruyor sayhalar,
Umudun arifesinde sararmış nice sayfalar.
İsyan tutar dileklerin, dillerimde çınlar,
Gemilerin direkleri, direnir hırçınlığa.
Kim kalıp ellerine tutunur gurbetin,
Aşk kalıplarında tutuşurken akıbetin,
Kapılar kapanır belki üstüne,
Bin kere kapılırsın küstüklerine
Kalkıp da bir kalabalık görsen, arar gözlerin!
Kalakalırsın hep, bakıp üzdüğün yüzlere..
Sen, sensizliğe adım attın sevgisizce,
Sessizliğe, sevdasızlığa ve hissizliğe.
Bir tercihsem ben, canda yalnızlık yaman,
Cihanın en acı hicranına seni koyamam.
Güzün kaypaklığı eser gündüzlere,
Bir düzüne yaprak dizilir dizlerine.
Ezme gündüzü, hazin zifirilerle!
Esme! azgın denizlere, zafermişçesine..
Günah limanı bir ışık yakar ara sıra,
Sevda köpüklerinin arasından akarım.
Hatırama uzanan köprüler yıkılır bir bir!
Gündüzler, gecenin leş karasına düğümlenir.
Güneşler kadar uzak sarp bir adadan,
Geçmişin dar hatırasına, gölgeler adanır.
Öptüğüm kalpler hayrına aldanırım...
Sönsün istemem sonsuzluğa özlemim
Sözüm söz! Onla yada onsuz bitecek!
Yine sensizlik bileyecek, yoksun diye,
Yosun tutmuş saatler..
Ve ben yine bileceğim!
Kör hatimlere tutunmuş ritimleri..




